Kültür - Sanat

Özdemir Asaf Kimdir? | Şiirleri, Hayatı, Aşkları

Türk şiirinin önde gelen şairlerindendir Özdemir Asaf. Hayat hikayesini, en güzel şiirlerini, kitaplarını, anılarını ve çok daha fazlasını Özdemir Asaf sayfamızda bulabilirsiniz. Asaf, zarifliği, nezaketi ve duygulu şiirleriyle bu dünyada iz bıraktı.

Özdemir Asaf – Hayatı

Özdemir Asaf’ın Çocukluğu ve Ailesi

Özdemir Asaf, anne-babası ve ikiz kardeşiyle.

Özdemir Asaf, 11 Haziran 1923’te, Ankara’da doğdu. Annesinin adı Hamdiye ve Babasının adı Mehmet Asaf’tır.

Gerçek adı Halit Özdemir Arun‘dur. Bir ikizi vardır ve adı Özgönül‘dür. Kendisinden bir gün sonra 12 Haziran’da dünyaya gelmişti.

Babası Mehmet Asaf, Şûra-yı Devlet‘in (Danıştay) kurucularındandır. 1922’de Atatürk, Mehmet Bey’i Ankara’ya çağırmıştır. Bu vesileyle aile Ankara’ya taşındı. Özdemir Asaf, Ankara’da dünyaya geldi.

Evleri Ankara Hacıbayram‘daydı. 1930’da babası Mehmet Bey vefat edince, İstanbul’a taşındılar. Cumhurbaşkanı Atatürk, aileye destek oldu ve Başbakan İsmet İnönü‘den çocukların iyi bir okula yerleştirilmesini istedi. Soyadı kanunu henüz çıkmadığından Özdemir Asaf adıyla okula kaydoldu. Annesi, kanun çıktıktan sonra Arun soyadını aldı.

Özdemir Asaf Eğitim Hayatı

Galatasaray Lisesi‘nde ilk ve ortaokulun bir bölümünü okudu. 1941’de Lise 11. Sınıftayken, bir sınava girerek Kabataş Erkek Lisesi‘ne girdi. 1942’de Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun oldu.

Özdemir Asaf, İstanbul Üniversitesi‘nde önce hukuk fakültesine girdi, sonra İktisat Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsü‘ne devam etti. Ancak, aşk kapıyı çalınca 1947’de üniversiteyi bıraktı.

Özdemir Asaf Meslek Hayatı

Eğitim hayatı devam ederken gazetecilikle ilgilenmeye başlayan Özdemir Asaf, Zaman ve Tanin gazetelerinde çevirmenlik yaptı. İlk yazısı 1939’da Serveti Fünun-Uyanış gazetesinde yayınlandı. Asaf, bir dönem sigorta prodüktörlüğü yaptı.

1951’de eşi Sabahat Hanım’ın ailesinden kalan mirasın kendine düşen payıyla Cağaloğlu’nda, Molla Fenari Sokak’ta Sanat Basımevi‘ni kurdu. Kendi şiirlerini yayımladı. 1955 yılında bir diğer yayın evi olan Yuvarlak Masa Yayınları‘nı başlattı.

Özdemir Asaf’ın Evlilikleri ve Ailesi

İlk Evliliği

Özdemir Asaf, ilk eşi Sabahat Hanım ile Hukuk Fakültesinde öğrenciyken tanıştı. Henüz birinci sınıf öğrencisiydi Özdemir Asaf. Askerliğini yapmamış ve bir işe girmemişti.

Sabahat okulu bırakıp uzağa gidince Özdemir Asaf bunalıma girdi. Mektuplaşıyorlardı ama yine de teselli olamıyordu. Rahatsızlandı, ateşlendi ve aşkının adını Sabahat’i sayıklamaya başladı. Ailesi durumu anlayınca Sabahat’a ulaştı. Ancak Sabahat, eğitimine Sultanahmet İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi‘nde devam etmek istiyordu. Ailesi de okul bitmeden evliliğe karşıydı.

Özdemir Asaf‘ın aşkı hiç eksilmedi ve Sabahat’i yeni okulunda ziyaret etmeye başladı. Kızın babası daha fazla zorluk çıkarmadı, çünkü kızı da Asaf’ı seviyordu.

Ve aşıklar, birlikte okulu bırakıp evlendi. Ardından Özdemir Asaf askere gitti. Mektuplar devam etti.

Özdemir Asaf‘ın askerlik yılları...

Bu evlilikten Seda adlı kızları dünyaya geldi. Seda yıllar sonra babasının aşk mektuplarına ulaştı ve bir kitap haline getirdi. Seda, devam eden yıllarda babasının arkadaşlarının babasına benzemediğini anlatmıştır. Küçükken kendisi bara götürdüğünü, sinemaya, tiyatroya gittiklerini ve hiçbir şeyi gizlemediğini açıklamıştır.

Özdemir Asaf, eşi Sabahat Arun'la büyük bir aşk yaşadı.
Özdemir Asaf, eşi Sabahat Arun‘la büyük bir aşk yaşadı.

Özdemir Asaf‘ın başına buyruk yaşam tarzı eşi Sabahat Hanım‘ı yoruyordu. Kendisi daha düzenli bir hayat istiyordu. İkisi de birbirini seviyordu ama yaşam tarzları çok farklıydı. Ve sorunlar baş gösterdi. İster istemez soğukluk başladı.

Sabahat Hanım, İsveç’e gideceğini söyledi ama bu aslında bir ayrılıştı. Bir süre sonra boşandılar. Kızları Seda, henüz 13 yaşındaydı.

İlk eşi Sabahat Hanım, Özdemir Asaf’ı şu cümlelerle anlatır: “Şiirler yazıyor, çeviriler yapıyordu. Son derece kibar, zarif, çok şık bir gençti. Herkes poplin gömlek giyerken Özdemir, takım elbisesinin içine ipek ponje gömlek giyiyordu. Kol düğmeleri altın üzerine inci kakmalıydı. Sağ elinin yüzük parmağında tek taş altın bir yüzük, sol elinin küçük parmağında kemer biçiminde yakut taşlı bir yüzük vardı. Bu kadar şıktı.”

İkinci Evliliği

Fotoğraf sanatçısı Yıldız Moran, Özdemir Asaf'ın ikinci eşi oldu.
Fotoğraf sanatçısı Yıldız Moran, Özdemir Asaf‘ın ikinci eşi oldu.

Özdemir Asaf, ikinci evliliği Yıldız Moran ile yaptı. Yıldız Moran, Türkiye’de fotoğrafçılık alanında akademik eğitim gören ilk kadındır. İngiltere’de bir sergi açtı ve 25 fotoğrafı satılınca, Türkiye’de kariyer yapmak istedi. Ancak işler umduğu gibi yürümedi. O da fotoğraflarından yılbaşı kartları bastırıp satmaya başladı.

Bu karar sayesinde Özdemir Asaf‘la tanıştı. Kendi ağzından tanışmalarını şu şekilde anlatır:

“İş konuşmak için Özdemir Asaf’ın matbaasına gittim. Tarihini de verebilirim tanışmamızın; 4 Kasım 1954, saat 11.00. Kelimelerle dile getirmek zor. Duygulu, kibar, hiç görülmemiş ve bir daha göremeyeceğim bir insandı Özdemir Asaf. Pırıl pırıl bir zeka, renkli, yepyeni, bambaşka bir dünyaydı o. Olağanüstü bir insandı kısacası…”

Özdemir Asaf ve Yıldız Moran, 1962 yılında evlendi. Gün, Olgun ve Etkin adında üç erkek çocukları oldu.

İlk çocuğu Seda Arun, babasının annesine ve Yıldız’a olan aşkının hiçbir zaman bitmediğinden bahsediyor. Babasının sadece gönül eğlendirmek için kadınlarla ilişki yaşamadığını söyleyen Seda Arun, sanatçı kişilik işin içine girince bu aşklardan çok sayıda şiir ve kitap çıktığını anlatıyor.

Ailesiyle Anıları

Özdemir Asaf, çocuklarıyla plaj keyfi yapıyor.
Özdemir Asaf, çocuklarına oldukça düşkün bir babaydı.

Özdemir Asaf, tutkulu bir eş olmasının yanında iyi de bir aile babasıydı. Oğlu Gün, babasıyla anılarını şöyle anlatıyor:

“‘Babaaaa…’ diye koşar, atlardık kollarına babam eve geldiğinde. Üzerine biraz tırmanır, o günkü heyecanlarımızı anlatır, endişe ve sorularımızı iletirdik. Konuşurduk… Dinlerdik… Kısa belki ama genellikle yoğun, her zaman karşılıklı sevgi ve saygıyla içten sohbetler… Sonrasında babam ceplerinden birine elini daldırır, bizler için getirdiği fındıkları, fıstıkları çıkarırdı. Kimi zaman iki, üç simit… Bir gün, yavru bir kedi… Onların aralarında ya da başka bir cepte; peçeteler, kâğıtlar, şiirler, belki bir iki tercüme, düşünceler, an ve anılar…”

Kızı Seda, 1955’te yayınlanan Dünya Kaçtı Gözüme kitabıyla ilgili anılarından şöyle bahseder:

“Bir akşam elinde kitaplarıyla eve geldiğinde ortalığı matbaa mürekkebi kokusu sarmıştı. Annemle paketi açmalarını beklerken ilk kitabının yayınlanmasının babama verdiği heyecanı hissedememiştim. Bütün kitaplara karşı duyduğu derin saygıyla paketi açmış, okşarcasına tuttuğu kitabını anneme uzatmıştı. Çocukluğumun verdiği hırçın bir coşkuyla elimi uzatıyordum ki aynı sıcaklıkla bir tane de bana vermişti. Dünya Kaçtı Gözüme! Gülmüştüm. Kocaman bir dünya, göze nasıl kaçabilir ki!”

Seda Arun, babasının şair yanıyla ilgili bir anısını kendi cümlelerinden okuyalım:

“Birinci sınıfa başladığım gün, öğretmen ‘şiir bilenler parmak kaldırsın’ dediğinde ben de parmak kaldırdım. Benden önce kalkanlar ya Atatürk, ya bayram ya da anne şiirleri okudular alkışlar eşliğinde. Sıra bana geldiğinde siyah rugan ayakkabılarımın gıcırtıları eşliğinde heyecanla tahtaya kalkıp o küçücük yaşımda evdeki toplantılarda sık sık okunan ve bu yüzden ezberlediğim babam Özdemir Asaf’ın bir şiirini okudum; ama şiir bittiğinde alkış değil derin bir sessizlik doldurdu sınıfı. Ve sonra öğretmenin, “Sen bu şiiri nereden biliyorsun, kim ezberletti bu şiiri, kimin şiiri bu?” diye art arda soruları sıraladı…
– Babamın.
– Baban ne iş yapıyor?
– Matbaacı.
– Babana söyle, yarın okula gelsin.
Akşam eve gider gitmez olanları anlattım babama ve beklediğim gibi bir yanıt aldım babamdan… Evet, sessizce dinledi ve güldü, yalnızca güldü… Uzun saçları, gür bıyıkları, siyah beresi, bakışlarındaki ışıltısı, r’leri söyleyemeyişi onu arkadaşlarımın babalarından ayırıyordu. Babamın Özdemir Asaf olduğunu öğrenmem için ilk kitabının basılmasını beklemem gerektiğini o günlerde bilmiyordum.”

Seda sınıfta bu şiiri okumuştu:

“Ölebilirim genç yaşımda,
En güzel şiirlerimi söylemeden götürebilirim.
Şimdi kavak yelleri esiyorken başımda,
Sevgilim,
Seni bir akşamüstü düşündürebilirim.”

Oğlu Gün Arun, Özdemir Asaf’ın şairliği ve şiirleri üzerinden babasının kişiliğini şöyle yorumlar:

“Bana öyle geliyor ki, babam Özdemir Asaf şair olduğu için farklı değildi. Farklı olduğu için öylesine şiirler, epigramlar, yazılar yazmış ve alışılmadık bir baba olmuştu herhalde… Duygusal yerine duygu dolu, düşünceli, anlamlı demek daha doğru olacak. Şimdi geriye baktığımda karmaşık değil, dolu ve zengin bir ruh, düşünceyle beslenen, açık görüşlü, bilge bir adam görüyorum. Tabii ki başarısızlıkları, kırgınlıkları, üzüntüleri de vardı mutlaka.”

Kendi Dilinden Hayatı

“Doğumum 11 Haziran 1923, Ankara. Babam, Danıştay üyesi Mehmet Asaf. Ölümü 1930. O yıl İstanbul’a geldik. Galatasaray Lisesi ilk kısmına girdim. 1941 yılında 11’inci sınıftan Kabataş Erkek Lisesi’ne bir ara sınavı ile geçip, 1941-1942 ders yılında mezun oldum. Hukuk Fakültesi’ne iki yıl, üçüncü sınıfa kadar İktisat Fakültesi’ne devam ettim. Ve o sırada iki yıl olan Gazetecilik Enstitüsü’nün birinci sınıfını okudum. Tanin ve Zaman Gazetelerinde çalıştım. Çeviriler yaptım. İlk yazım 1939 yılında Servetifünun-Uyanış dergisinde çıktı. Sanat ve Edebiyat Dergilerinde 1962 yılına kadar çoğunlukla şiir olmak üzere yazı ve çevirilerim yayınlandı. Artık yalnız kitap çıkararak yayınlıyorum. (Tertip ve baskı yanlışlarından nefret ederim.)”

Eserlerinde Kullandığı İsim ve Mahlası

Özdemir Asaf, şiirlerini yazarken babasının adı Asaf’ı kullanmıştır. İlk yayınlanan şiirlerinde ise kısa bir süre “Özdemir Özden” adını kullandı. Oktay Akbal‘ın önerisiyle Asaf soyadını kullanmaya başladı ve hayatının sonuna kadar öyle devam etti.

Soyadıyla ilgili trajikomik anıları var. En çok kızdığı olayı ise basım evi açtığı sırada resmi işlemler için gittiği vergi dairesinde yaşadı. Vergi memuru ona soyadını sorunca “Halit Özdemir Ağun” diye cevap verdi. Çünkü “r” harflerini söyleyemiyordu.

Özdemir Asaf, memurun soyadını nasıl yazdığına baktı. “Ağun” diye yazmıştı. “Soyadımı yanlış yazmışsınız, doğrusu Ağun” dedi. Memur evet “Ağun” deyince “Ağğunnnnn” diye vurgulamaya çalıştı. Memur üsteledi. “Evet anladım Ağun” dedi. Daha fazla sakin kalamayan Asaf, cebinden çıkardığı kalemle kocaman “Arun” yazdı. Tabii, “Ağun” diye sinirli ve yüksek bir sesle okuyarak.

“R” harflerini söylememesiyle ilgili bir diğer anısı daha var. Özdemir Asaf, matbaasından çıktığı bir gün, Karaköy’e gitmek için taksiye biner. Şoför, “Neğeye biğadeğ” diye sorar. Asaf, şoförün de kendisi gibi bazı harfleri söyleyemediğini fark eder. Kendisi de “Karaköy”ü düzgün telaffuz edemeyeceği için adamın kendisiyle dalga geçtiğini sanmasından endişe eder. Ve “Eminönü der. Naif şair, Eminönü’nde inerek Karaköy’e kadar yürür.

Başka bir “r” harfi anısı da Galatasaray Lisesi yıllarında yaşandı. Lisede edebiyat hocası İsmail Habib Sevük, herkese şiir okutturur sıra Özdemir Asaf’a gelince yandaki öğrenciye geçerdi. Bir gün Asaf, daha fazla dayamadı ve aynen şu cümleyi kullandı: “Sınıfta heğkese şiiğ okutuyoğsunuz, bana niçin okutmuyoğsunuz.” Hoca da şöyle cevap verdi: “Oğlum Özdemiğ sen, şiiğ değil, şiiğin canına okuyoğsun.” Halbuki, o genç Özdemir, Türk şiirinin en önemli isimlerinden biri olacaktı.

Özdemir Asaf’ın Edebi Yönü

Özdemir Asaf, ilk şiirlerini ikilik ve dörtlükler halinde yazmıştır. Şiirlerinde alay ve taşlamalar göze çarpar. Şiirin muhakkak bir anlam ve görüş yansıtması gerektiğini düşünmüştür. Geleneksel Türk şiirini, Batı şiiri ile sentezlemiştir.

Kendisi şiire bakış açısını şu şekilde tanımlar: “Yaşadığımı şiirlerimde en yoğun yönleriyle, en kesin sandığım biçimlerde, en kısa olduğuna inandığım ölçülerle verdim, veriyorum, vereceğim.”

Özdemir Asaf, şiirlerinde yaşadığı çağla, toplumla ve kendisiyle hesaplaşmıştır. Şiirlerinde özgün ve etkileyici bir dil kullanır ve “ikinci kişi” sorununu ele alır. İlişkilerdeki bireysel ve toplumsal çelişkileri “sen-ben” ikileminde aktarmış, hiciv şiirinin özelliklerini ustaca kullanmıştır.

İkinci kişiye bağlılığı farklı yönlerden işlemiştir. Son döneminde şiirlerinde dize sayısını azalttı. Duygulu ve zeka ışıltılarını kullanan, öz ve vurucu şiirler yazdı.

Özlü sözlerin yer aldığı, kısa ve özgün şiirleriyle tanındı. Benzerlik, karşıtlık ve çağrışımlardan beslendi. Eşyayı, izlenimleri soyutlaştırdı. Yalnızlık, anılar, sevgi ve ölüm en çok değindiği konulardı.

Özdemir Asaf Şiirlerinin En Bilineni Ölüm Çiçeği Lavinia’nın Hikayesi

Özdemir Asaf’ın en bilinin şiirlerinden bir Lavinia‘dır. Lavinia, mükemmel güzellikle bir çiçek ve aynı zamanda ölüm çiçeği anlamına gelir. Asaf, hayalindeki muhteşem sevgili anlamında şiirine taşımıştır.

Şair, Lavinia şiirini okul yıllarında platonik aşk yaşadığı bir kız için yazmıştır. Lavinia, karşılıksız aşk hikayesidir. Asaf, bu şiiri bir yarışmaya göndermiş ve ödül almıştır.

Asaf, ödül töreninde şiiri kürsüde okumuştur. İddiaya göre Asaf şiiri okurken, şiirin yazılmasına sebep olan Lavinia da salondadır ve şiir okunurken salonu terk etmiştir.

Lavinia Kim?

Mevhibe Meziyet Beyat, Özdemir Asaf'ın Lavinia şiirini yazdığı kadın.
Mevhibe Meziyet Beyat, Özdemir Asaf‘ın Lavinia şiirini yazdığı kadın.

Lavinia, Mevhibe Meziyet Beyat için yazılmıştır. Mevhibe, ressam olan hocası Edip Hakkı Köseoğlu‘na aşıktır, bu sebeple bu aşk imkânsızdır. Hikaye de gazeteci İlhan Selçuk‘un adı geçer. Ama Selçuk, hızlı yaşamıyla Mevhibe’ye uygun bir aday değildir.

Mevhibe Hanım, sonunda oyuncu Öztürk Serengil ile evlenir. Ancak bu evlilik uzun sürmez. Mevhide, güzelliğiyle dillere destan olan bir kadındır. Dostu Melda Kaptana, Mevhide’yi şöyle anlatıyor:

“Öylesine özel bir kadındı ki, kitap yazsanız yetmez. Korkunç bir sezgi gücü vardı. Yüzünüze bakar bakmaz, sizi tanır, anlar, ruhunuzun en derin köşelerine kadar kavrardı. Küçücük bir bakıştan, mimikten, jestten tüm karakter haritanızı çıkarabilirdi. Özdemir Asaf, bu yüzden ona ‘Öldürmekten daha beter anlıyorsun insanı’ demişti. Çok keskin gözleri vardı.”

Melda Kaptana, Ben Bir Bizans Bahçesinde Büyüdüm adlı kitabında Mevhibe Hanım’dan şöyle bahsetmiştir:

“İlhan Selçuk’a 14 Şubat Sevgililer Günü yazısı yazdıran Lavinia ona uzaktan uzağa aşık olan Oktay Akbal‘ın bir hikayesindeki Hisya‘ydı aynı zamanda. Laleli’de Harikzedegan Apartmanları‘nın kapısında buluşup konuşan delikanlıların Violetta‘sıydı. O sıralarda ünlü olan bir tangonun adıydı bu ve delikanlılar, Mevhibe onlara gülümseyerek geçerken ıslıkla bu melodiyi çalardı.
Mevhibe Beyat, Güzel Sanatlar Akademisi’nde okurken mimar arkadaşları ona Gilda diye seslenirdi. Rita Hayworth‘un o yıllarda büyük beğeni kazanan ‘Gilda‘ filminden mülhem… Kızıl kahve rengi, iri dalgalı, parlak ve çok güzel saçları vardı. Adalet Cimcoz da Marilyn Monroe‘ya benzettiği için onu ‘Marlin‘ diye çağırırdı. Güzelliğini hiç önemsemezdi. Zaten insan sıcaklığı, insanlara anlayarak yaklaşması ve sezgisi, güzelliğinin üstündeydi.

İşte Özdemir Asaf’ın Mevhide için yazdısı ünlü Lavinia Şiiri:

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.

Çok Bilinmeyen Yönleri – Anıları

Özdemir Asaf, bir futbol tutkunuydu. Hatta bir dönem Galatasaray‘dan ayrılanların kurduğu Güneş Spor‘da futbol oynadı. Fenerbahçe ile oynana bir maçta Boncuk Ömer‘le çarpışarak sakatlandı.

Asaf, bir ara oyunculuğa ilgi duydu. Yönetmen Orhan Elçin‘in 1955 yapımı “Uçan Daireler İstanbul’da” filminde, gazete patronunu canlandırdı. Film, Edirne’de görüldüğü iddia edilen uçan daireleri araştıran bir gazetecinin hikayesini konu alıyordu.

1962’de Mehmet Ali Aybar‘ın liderliğinde kurulan Temel Hakları Yaşatma Derneği’nin kurucu üyelerindendi. Duvarlarını şiirlerin, fotoğrafların, tabloların süslediği mekân da sanatçı ve dostlarına ev sahipliği yaptı. Şair Sennur Sezer, restorandaki en ilginç objenin, üzerinde sadece bir saniye ibresi olan, akrep ve yelkovanı olmayan saat olduğunu söyler.

Özdemir Asaf, 1962’de Mehmet Ali Aybar’ın öncülüğünde kurulan Temel Hakları Yaşatma Derneği’nin kurucularındandı. 1971’de de, İstanbul Bebek’te, bir restoran açmıştı. Özdemir Asaf’ın yeri olarak nam salan, duvarlarını tabloların, şiirlerin, fotoğrafların süslediği mekanda şair, hem sanatçı dostlarını hem de her meslekten insanı ağırlardı. Mekanın en ilgin aksesuarı ise Şair Sennur Sezer’in anlatımına göre, üzerinde sadece bir saniye ibresi bulunan, akrep ve yelkovanı olmayan bir saatti.

Sunay Akın, Önce Çocuklar ve Kadınlar adlı kitabında Özdemir Asaf’ın bir anısını anlatır. 1979’de bir şiir matinesine katılan Asaf, alkollü bir şekilde geç vakit eve döner. Ev halkını uyandırmamak için ayakkabılarını çıkararak, camdan girmeye karar verir. Pencereden içeri adımını atarken, büyük bir gürültü kopar ve yere yuvarlanır. Bütün ev ayaklanır. Asaf, gürültüyü kendi çıkardı sanır ama aslında İstanbul Boğazı’nda Independenta tankeri patlamıştır.

Ölümü

Özdemir Asaf, 28 Ocak 1981‘de İstanbul‘da hayata veda etti. Hastalığı, Aralık 1980’de başlamıştı. Doktorlar, hastaneye yatırmak istedi ama aslında tedavisi mümkün değildi. Çünkü ileri derece akciğer kanseriydi. Fakat, kendisi bilmiyordu. Doktorlar bir süre tedavi etti, sonrasında evine göndererek son günlerini evinde geçirmesini istedi.

Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi. Şair Can Yücel, Özdemir Asaf için “Cenaze Dönüşü” şiirini yazmıştır.

“Anlaşıldı bu
R’lerin intikamı
Onlar yuttu Özdemir Asaf’ı.”

Özdemir Asaf, son şiirini röntgen kağıdına yazdı.
Özdemir Asaf, son şiirini röntgen kağıdına yazdı.

Tiyatro ve kısa öykü yazarı Haldun Taner de Özdemir Asaf’ın arkasından şunları söylemiştir: “O şairden başka hiçbir şeye benzetilemezdi. Gençliğinden beri bakışından, duruşundan, yürüyüşünden ve özellikle düşünüşünden bohem, özgür, şair kişiliği kolaylıkla okunurdu. Onun kadar nezaketini ve akıl ölçüsünü bir an bile yitirmeyen başka insan tanımadım. Nezaket, Özdemir’in takısı değil özüydü…”

Özdemir Asaf Eserleri

Etikaları

Öyküleri

Çevirileri

Şiir Kitapları

Özdemir Asaf Şiirleri

Yakın

Bir ışık düşerse üstüne basma.
Daha yakınlaşır, korkarsın.
Bir leke, silmeye-gör
Leke kalır, sen çıkarsın.

Bir gölge, nereye gider.
Gözlerince gider, bakarsın.
Bakarsın girer gözlerinden.
Leke onun peşinden, bakarsın.

Bir ışık düşerse üstüne basma,
Gözlerine basarsın.

Önce, büyük büyük düşündüm;
Sonra büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı.

Özdemir Asaf

Ölümün Yükselişi ve Çöküşü

Ne zaman bir yakını ölse birinin,
Onu ilk-olum sanır kalır o.

Ne zaman bir sevdiği ölse birinin,
Onu en-ölüm alır kalır o.

Ne zaman bir saydığı ölse birinin,
Onu hep-ölüm bulur kalır o.
Ne zaman bir-bildiği ölse birinin,
Onu son ölüm sayar kalır o.

Ne zaman bir umduğu ölse birinin,
Onu yok-ölüm duyar kalır o.

Ne zaman bir her şeyi ölse birinin,
Kendini ölümlere yaşar kalır o.

Ne zaman bir kendisi ölse birinin,
Ölümlerde kendini yaşar kalır o.

Özdemir Asaf

Mum Aleviyle Oynayan Kedinin Öyküsü

I

Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
O evde bir de kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.

Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.

Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.

Kedi, oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.

Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.

Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.

Bir mum yanmasından
Ve bir kedi oyunundan
Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan
İki insan.

II

Mum yandı bitti,
Kedi büyüdü gitti.
Oyunlar karıştı gecelerde
Suskun uykusuzluklara.

O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum
Kaldı gitti.

Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..
Bugün dün gibi oluyor,
Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.

Özdemir Asaf

Yaşadıklarımdan Neler Öğrendim

YAŞ 5
Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının
beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.

YAŞ 7
Meşrubat içerken gülersem
içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.

YAŞ 12
Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun
bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.

YAŞ 13
Annemle babamın elele tutuşmalarının ve öpüşmelerinin
beni daima mutlu ettiğini öğrendim.

YAŞ 15
Bazen hayvanların
kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını öğrendim.

YAŞ 18
İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan
ibaret olduğunu öğrendim.

YAŞ 24
Aşkın kalbimi kırabileceğini ama
buna değer olduğunu öğrendim.

YAŞ 33
Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun
ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.

YAŞ 36
Önemli olanın
başkalarının benim için ne düşündükleri değil,
benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.

YAŞ 38
Eşimin beni hala sevdiğini,
tabakta iki elma kaldığında
küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.

YAŞ 41
Bir insanın kendine olan güveninin,
başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.

YAŞ 44
Annemin beni görmekten
her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim.

YAŞ 46
Yalnızca minik bir kart göndererek bile
birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.

YAŞ 49
Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda,
o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.

YAŞ 50
Sevgi, evde üretilmemişse,
başka yerde öğrenmenin çok güç olabilecegini öğrendim.

YAŞ 53
İnsanların bana,
izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.

YAŞ 55
Küçük kararları aklımla,
büyük kararları ise kalbimle
almam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 64
Mutluluğun parfüm gibi olduğunu,
kendime bulaştırmadan
başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.

YAŞ 70
İyi kalpli ve sevecen olmanın,
mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.

YAŞ 82
Sancılar içinde kıvransam bile
başkalarına başağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 90
Kiminle evleneceğin kararının
hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.

YAŞ 95
Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.

Özdemir Asaf

Ben Değildim

Bir aksam-üstü pencerenden bakıyordun
Ağır ağır, yollara inen karanlığa.
Bana benzeyen biri geçti evinin önünden.
Kalbin başladı hızlı hızlı çarpmaya..
O geçen ben değildim.

Bir gece, yatağında uyuyordun..
Uyanıverdin birden, sessiz dünyaya.
Bir rüyanın parçasıydı gözlerini açan,
Ve karanlıklar içindeydi odan…
Seni gören ben değildim.

Ben çok uzaktaydım o zaman,
Gözlerin kavuştu ağlamaya, sebepsiz ağlamaya.
Artık beni düşünmeye başladığından
Bıraktın kendini aşk içinde yaşamaya…
Bunu bilen ben değildim.

Bir kitap okuyordun dalgın…
İçinde insanlar seviyor, ya da ölüyorlardı.
Genç bir adamı öldürdüler romanda.
Korktun, bütün yininle ağlamaya başladın..
O ölen ben değildim…

Özdemir Asaf

Seni Saklayacağım

Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde
Şarkılarımda, sözlerimde.

Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.

Sen göreceksin duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.

Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.

Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.

Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.

Bir gün, tam anlatmaya…
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım…
Anlayacaksın.

Özdemir Asaf

Aşk

Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır, bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.

Özdemir Asaf

Bir Şeyin Adı

Önce, büyük büyük düşündüm;
Sonra büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı.

Özdemir Asaf

Biri

Ona seni anlattı, sana onu anlattı…
Başı ona anlattı, sana sonu anlattı…
Yarım yarım yaşayan darmadağın evlere,
Birin ne kadar bütün olduğunu anlattı.

Özdemir Asaf

Çırılçıplak

Küstahlığımı nezaketim götürdü
Sadece kendime bakakaldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Gizlenen insanların ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Selamımı tanıdıklar götürdü.
Saygı bekleyince alçaldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Kendinibeğenmişlerin ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Ağlamayı ölenler götürdü.
Kendimi ölmez sanınca ufaldım,
Kararsızlık bir an sürdü.
Ölülerle dirilerin ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Sonsuzluğu ufuklar götürdü.
Yarattığım dünyaların içinde daraldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Başlangıçla bitiş ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Aydınlığı bulutlar götürdü.
Yıldızlara doğru yol aldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Varanlarla duranların ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Özdemir Asaf

Düello

Her tomurcuk bir çiçeğin uykusuna,
Her çiçek bir yemişin kuşkusuna,
Her yemiş bir böceğin korkusuna,
Uykusuzca, kuşkusuzca, korkusuzca yürür.

Özdemir Asaf

Evrensel Ballad

Bir öykümüz olsa, duyan öyküsü sansa…
Öykümüz böylece dallanıp budaklansa..
Bir sevi’den, bir övü’den,o bizim öykümüzden
Giderek buluşan eller evreni sarsa..
Öykümüz de büyür büyüklüğümüzden;
Herkes sevi’sinde evreni kucaklarsa.

Özdemir Asaf

Geldim

Beni çağırmadınız,kalkıp ben kendim geldim.
Uzaklardan size bir haber getirdim geldim.

Bıraktıklarınızdan,unuttuklarınızdan,
Sımsıcak-anılası günler getirdim geldim.

Gömütleri andıran yapılarınızdaki
Yaşantılarınıza evler getirdim geldim.

Tek tek,ayrık-soluyan bitkiseller yerine
Yüzyüze dönük,gülen sizler getirdim geldim.

Solarken suladığım,koparken bağladığım,
Ölürken canlandığım sözler getirdim geldim.

Özdemir Asaf

Kalan

Bir şey kaldı gecelerden birinde
Senden.
Öncesinde bilinmemiş birşey,
Silinmez bir ses gibi giden..
Kelimelerden büyük, kelimelerin içinde,
Bir şey kaldı senden
Yaşamalar’ın arasında kaçamaklı.

Veriliş rengi başka, alınış rengi başka..
Söylemeye vakit kalmadan
Dudakların altına bırakılmış bir şey.
Karanlıkların tam ortasında bir kırmızı nokta..
Gözlerce pırıl pırıl, ellerce saklı.

Bir şey kaldı, bir denizin kıyısında senden,
Bakışlarla yüklü, söylemelerle sessiz..
Seninle dolu, seninle sensiz bir şey..
Arandıkça bulunmamış yıllar yılı,
Bulundukça aramaklı.

Özdemir Asaf

Kalmak Türküsü

Daha gidilecek yerlerimiz var
Şu sohbetini dinler gideriz.
Coştukça şarkılar, türküler, sazlar
Rakı mı, şarap mı, içer gideriz.

Geçse de umudun baharı yazı
Gözlerde kalıyor yaşanmış izi
Kimseler kınamaz burada bizi
Ne varsa hesabı öder gideriz.

Söyleyecek sözü olan anlatsın
İsterse içine yalan da katsın
Yeter ki kendinden, bizden söz etsin
Yalanı doğruyu sezer gideriz.

Neler gördük neler bu güne kadar
Daha gidilecek yerlerimiz var
Bizi buralarda unutamazlar
Kalacak bir türkü söyler gideriz.

Sevgiye var olduk sevdik sevildik
Kavgalara girdik öldük, dirildik
Bir anlam fırını içinde piştik
Anlamlı güzeli sever gideriz.

Özdemir Asaf

Kelimeler…

Yarıda kalmış aşklarının hesapları içinde
Denizlere açıldı içimizden biri
Niçin gittiğini söylemeden.
Doyulmamış arzularla doluydu yelkenleri.
Yıpranmış kelimelerin verdiği güvenden.
Bulacak sanıyordu yenilikleri.
Her an bir yeni su vardı,
Her yeni suda bir yeni an.
Deniz, dalgalarıyla gösteriyordu dışından
Yaşananla düşünülenler arasındaki farkı.
Bitmiyordu köpüklerle renkler
Bir başka damlada, bir başka ışıkta başlamadan.
Gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun.
Dışında ne varsa yeni, ne varsa gerçek.
Yeni manzaralarla gelen yeni duygular
Hani, eski kelimelerle olmasa
İnsanın ömrünce devam edecek.
Gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun.
Anladı,ölmekle yaşamanın birleştiği noktada
Yeni rüzgarlarla esen yeni korkulara
Yeniliklerini bağışlamayan kelimelerin
Nasıl düşman sığınaklar halinde direndiğini.
Anladı, bütün olmuşlarla olanların
Ve bütün olacakların
O kelimelerin içinde
Kendisine varmadan eskidiğini.

Özdemir Asaf

Kendisini Unutmuş

Bütün aşkların kitabı elinde
Sevilmemiş yinlerin balosuna gitti.
Öylesine kalabalıktı ki,
Sevdiğini anlamadı.
Bütün kapıların anahtarı elinde
Öpülmemiş dudakların balosuna gitti.
Öyle aydınlıktı ki,
Öptüğünü anlamadı.
Işıklarla örtünmüştü çıplaklık,
Renklere uzandı susamış,
Beyazlıklar arasında kayboldu bakışları.
Gözleri yaşamıyordu artık.
Şekilleri çağırmaya gitti, kandıracak.
Elleri aranıyor tutamıyordu.
Elleri, elleriydi kurtaracak,
Artık yaşamıyordu.

Bir yanda gelen o dinmeyen aydınlık,
Aldıkça alan.
Bir yanda giden bir noktaydı karanlık,
Ellerinde başlayan, gözlerinde biten.
Bağırdı, kan gibi aktı sesi,
Aşamadı dişinin duvarından.
Elinde bütün aşkların kitabı,
Anlatıyordu aldanan aydınlıklarından.
Elinde bütün kapıların anahtarı,
Ve unutulmuş bir duvarda, kendi kapısı…
Varamadı.
Ora öyle karanlıktı ki.
Öldüğünü anlamadı.

Özdemir Asaf

Kocaman

Şimdi kocaman denizlerde, kocaman gemilerde
Neden yok küçüklüğümüzdeki büyüklüğümüz;
Çocukluğumuzun bahçelerinde, o evlerde
Kağıttan gemilerimizi yüzdürdüğümüz.
Bir şeyler mi kalmış çocukluğumuzda,
Çocukluğumuzla çözdüğümüz…

Özdemir Asaf

Kolay

Farkında mısın,
Değilsin kendi bahçende.
Kendinden değil,
Kendini bu kendin sanışın.

Özdemir Asaf

Noktasız

Biri gelir sorarsa
Sana beni sorarsa
Gitti der misin
Gittiğimi söyler misin
Gidiyorum ben sana
Benimle gider misin.

Özdemir Asaf

Sana

Küçük çocuklar yapıp geceleri kendimden,
Seni öpsünler diye getiriyorum sana.
Bana, kucaklarında seni getiriyorlar;
Ben de sonra o seni getiriyorum sana.

Özdemir Asaf

Şiir

Sana bu güzellikler bizden kalsın,
Bugünlerden bir şeyler bizden kalsın..
Senden almak isterler,bizi söyle;
Geleni bize gönder,bizden alsın.

Özdemir Asaf

Öğüt

Okulda, anladıkça başaracaksın.
Yaşamda, başardıkça anlayacaksın.
Gelecek mutlu-mutsuz,inanmasan da;
Gözlerin yaşardıkça anlayacaksın.

Özdemir Asaf

Yalın

Her seven
Sevilenin boy aynasıdır.
Sevmek
Sevilenin o aynaya bakmasıdır.

Özdemir Asaf

Yuvarlağın Köşeleri

Aşka gönül ile düşersen yanarsın.
Zeka ile düşersen kavrulursun.
Akıl ile düşersen çıldırırsın.
Duygu ile düşersen gülünç olursun.
Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin.
Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç.

Özdemir Asaf

Adalı ve Ben

Adalı’nın alnına yazmışlar denizi
Sonra çizgi çizgi kesmişler,
Gömleğine dikmişler
Adalı’nın.

Adalı’nın kentte durumu yaman…
Gömleğim deniz diyor
Sorunca
Ama içki başına vuruyor, zaman zaman
Direniyor Adalı;
Tam kafayı bulunca
Ben sarhoş olmam
Benim her şeyim deniz diyor,
Boyuna adadan söz ediyor.

Takılıyorum,
Adalı diyorum, sevgilin de mi deniz
Sen ondan haber ver…
Susuyor dik dik bakıyor bana
Adalı beni sever,
Adalı bana küfür etmez…
Adalı diyorum boş ver
Bir başka yere diyorum gidip içelim bu gece…
İnsan sevdiği sürece
Uykusu gelmez.

Dalıyoruz bir gecenin içine…
Adalı bi sözümü iki etmez.

Özdemir Asaf

Anahtar

Konuşmak susmanın kokusudur.
Ya sus-git, ya konuş-gel, ortalarda kalma.
Yalan korkaklığın tortusudur.
Dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma.

Özdemir Asaf

Arayış

En kısa ceza
Ömür-boyu olandır..
Kimse bilmediğinden.

Kim bilir;
Belki bir yalan’dır..
Kendiliğinden.

Bir korku’dur belki,
Saklanandır..
Çirkinliğinden.

Bir soru olsa gerek;
Sorulmadığındandır..
Birden.

Özdemir Asaf

2/1 – 1/2

Giderken bura için,gelince ora için,
Gününde ve gecende kendince ora için
Sakladığın kendini böldün iki yarım’a;
İki kez yaralandın bir yarım yara için.

2=1

Kim o, deme boşuna…
Benim, ben.
Öyle bir ben ki gelen kapına;
Baştan başa sen.

Altıncı Gün

Benim söylemek için çırpındığım gecelerde,
Siz yoktunuz.

Anla

Akıllı derler aldır
Deli derler aldırma
Derler ki ön görürsen
Yok bakarlar adama

Derler ki son görürsen
Deli derler adama
Sen derler misin, ya da
Diyen misin, de bana.

Özdemir Asaf

Epigram

Gazetelerde çıktı resminiz
Kurultayda uyuyordunuz
Yanınızdakilerin yanında siz
Biraz daha uyanık duruyordunuz

Özdemir Asaf

Lavinia

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.

Özdemir Asaf

Pesrpectif

Senin içine girdiğim zaman
Dışımda kalıyorsun.
Senin dışından sana bakınca
İçime sığmıyorsun.

Özdemir Asaf

Ultra

Bir kelimeye
Bin anlam yüklediğim zaman
Sana sesleneceğim

Özdemir Asaf

Yalın

Her seven,
Sevilenin boy aynasıdır.
Sevmek,
Sevilenin o aynaya bakmasıdır.

Özdemir Asaf

Yalnızlık

I

Yalnız kaldınız sanırsınız,
Biliyorum.
Yalnız bırakılmışsınız,
Biliyorum.
Ötesi yok.

II
Ötesi var:
Yalnızlık
Müziğin bile seni dinlemesidir.
Yalnızlık
İnsanin kendine mektup yazması
Ve dönüp-dönüp onu okuması
Yalnızlığın da ötesidir.

Özdemir Asaf

Yalnızlık Paylaşılmaz

Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan..
Dışından anlaşılmaz.

Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan..
Paylaşılmaz.

Bir düşün’de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.

Özdemir Asaf

Yalnızın Durumları

1

Her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Sen her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Yalnızsa
Sürekli bir sonbaharı
Süpürür hep..
Düşünemezsin.

2

Yanar
Sobasında
Yalnız’ın
Üşüyen
Bakışları.

Lambasında
Karanlığa dönük
Bir ışık
Titrer
Sönük-sönük.

Penceresi
Dışına kapanmıştır,
Kapısı
İçine örtük.

3

Yalnız
Bin yıl yaşar
Kendini
Bir an’da.

4

Yalnız’ın
Nesi var, nesi yoksa
Tümü birdenbire’dir.

5

Yalnız
Bir ordudur
Kendi çölünde
Sonsuz savaşlarında
Hep yener
Kendi ordusunu.

6

Yalnız’ın
Sakladığı bir şey vardır;
Boyuna yerini değiştirir,
Boyuna onu arar.
Biri bulsa diye.

7

Yalnız
Hem bilgesi,
Hem delisidir
Kendi dünyasının.
Ayrıca;
Hem efendisi
Hem kölesidir
Kendisinin
Tadını çıkaramaz
Görece’siz dünyasında
Hiçbirinin

8

Yalnız
Sürekli dinleyendir
Söylenmemiş bir sözü.

9

Sözünde durması
Yalnız’ın yalancılığıdır
Kendisine?
Hep yüzüne vurur utancı.
O yüzden
Gözlerini kaçırır
Gözlerinden.

10

Yalnız’ın odasında
İkinci bir yalnızlıktır
Ayna.

11

Yalnız
Hep uyanır
İkinci uykusuna.

12

Yalnız
Kendi ben’inin
Sen’idir.

13

Bir sözde saklanmış bir yalanı
Bir gözde okuduğundan
Bakmaz kendi gözlerine bile.

14

Hep susadığında
O
Kendi çölündedir.

15

Kendi öyküsünü
Ne anlatabilen
Ne de dinleyebilen.
Kendi türküsünü
Ne yazabilen,
Ne söyleyebilen.

16

Bir zamanlar güldüğünü
Anımsar
da…
Yoğurur hüzün’ün çamurunu
Avuçlarında.

17

Yalnız
Aranan tek görgü tanığıdır
Yargılanmasında
Kendi davasının.
Her duruşması ertelenir
Kavgasının.

18

Yalnız
Hem kaptanı
Hem de tek yolcusudur
Batmakta olan gemisinin..

Onun için
Ne sonuncu ayrılabilir
Gemisinden,
Ne de ilkin.

19

Yalnız’ın adı okunduğunda
Okulda ya da yaşamda
Kimse
“Burada”
diyemez?
Ama
Yok da.

20

Uykunun duvarında başladı.
Önceleri bir toz gölgesi sanki;
Sonra bir yumak yün gibi.

Ama şimdi iyice görüyor
Örümceğin ağını
Gün gibi

21

Yalnız
Duymuş olduğunun sağırı,
Görmüş olduğunun körü
Dur..

Ölür ölür öldürür,
Öldürür öldürür ölür.

Duyduklarını unutur,
Duyacaklarını düşünür.

22

Yalnız’ın adına
Hiç kimse konuşamaz.
O
Kendi kendisinin
Sanığıdır.

23

Yalnız
Önceden sezer
Sonra olacakları
Paylaşacak biri vardır;
Anlatır anlatır ona
Olanları, olmayacakları.

24

Her leke
Kendisiyle çıkar.

Özdemir Asaf

Çırılçıplak

Küstahlığımı nezaketim götürdü
Sadece kendime bakakaldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Gizlenen insanların ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Selamımı tanıdıklar götürdü.
Saygı bekleyince alçaldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Kendinibeğenmişlerin ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Ağlamayı ölenler götürdü.
Kendimi ölmez sanınca ufaldım,
Kararsızlık bir an sürdü.
Ölülerle dirilerin ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Sonsuzluğu ufuklar götürdü.
Yarattığım dünyaların içinde daraldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Başlangıçla bitiş ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Aydınlığı bulutlar götürdü.
Yıldızlara doğru yol aldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Varanlarla duranların ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Özdemir Asaf

Adalet

İnsansız adalet olmaz
Adaletsiz insan olur mu?
Olur, olmaz olur mu!
Ama, olmaz olsun

ÖZDEMİR ASAF

Adına

Gece denize yanaştım
O, sulardan geliyordu
Duydum, ne iyi dedim…

Baktım,
O, bir gemide geçiyordu
Bağırdım;
Gel’siz, Gitme’siz.

Döndüm çakıllara sordum;
Siz kimdensiniz
Dediler durandan,
Bizi yakın edenden.

Denizi sorguya çektim…
Dedim;
Görüyor musun yaşadığımı
Yetinemedim.

Tuttum yakaladım kendimi
Getirdim gözlerinize serdim
Durdum, size soruyorum;
Yaşadığımı görüyor musunuz?

Yaşadığımı görüyor musunuz?

Özdemir Asaf

Ağlamak

Ağlamak
Unutmak kadar kolaydır inan
Sevin ağlayabiliyorsan
Sevin ağlıyorsan
Gül ağlayabiliyorum diye
Gül ağlıyorum ağlıyorum diye
Sana birşey yapamam
Ağlayamıyorsan

Özdemir Asaf

Ağlamak – 2

Ağlamak
Bazı acılarda yetmez
Bazı ölümlere

Örtüsüdür bazı acıların
Örter, örtülmez
Savunur bir süre

Ağlayanlar sevinmeli
Sevin ağlıyabiliyorsan
Acılar art arda dinmeli

Durur bir nöbetçi gibi
Durur bir bekçi gibi
Zamana gülmeli-gülmeli

Sevin ağlıyabiliyorsan
Unutmanın kardeşidir ağlamak
Uyur uyanır yatağında duyguların
Düşüncenin kucağında hep çocuktur
Ağlamak

Özdemir Asaf

Adsız Şiirler

Ben size ne yaptım
Çağrı mı, armağan mı, ceza mı
Ne vardı böyle karşıma geçecek
Ben ne yazılar ne çizgiler yitirdim hatırlamadım
Ne var ki sizinki onlar gibi gitmeyecek

Artık olan oldu
Gitmeniz gitmeseniz bir
Ben de düş kursam da kurmasam da
Aklıma yüzünüz gelecektir

Ben size ne yaptım,
Ne kötülüğüm dokundu size
İnanın – hoş niçin inanacaksınız-
Sizi şu ana kadar tanımazdım
İnanmak, bilmek yakışmaz size
Karşıma çıkmayacaktınız.
Karşımda bir resim gibi şimdi
Kuramadığım düşlerin çizdiği,siz
Hem gözüme hem düşüme
Çakılıp kaldınız
Renklerinize ve biçimlerinize
Düş dışı gerçeklerin çizdiği siz

Beni benden çıkardınız
Beni benden aldınız
Göz görmeye-görmeye
Bir uzağa bıraktınız
Kendime dönmeye artık çok geç.

Özdemir Asaf

Akıl Gözü

Seni bulmaktan önce aramak isterim.
Seni sevmekten önce anlamak isterim.
Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de,
Sana hep hep yeniden başlamak isterim.

Özdemir Asaf

Aldanı – Aldatı

I

Benim düşlerimin içinde
O uyuyordu, duyuyordum.
Ben bir uykusunda onun,
Bir düş’ünde bulundum…
Uyuyordu, duyuyordu,
Avundum.

II

Benim düşlerimin içinde
O uyumuyordu, biliyordum.
Ben ne bir uykusunda onun,
Ne de bir düş’ünde bulundum…
Bulunsaydım,
Vururdum….

Özdemir Asaf

Altıncı Gün

Benim söylemek için çırpındığım gecelerde,
Siz yoktunuz……

Özdemir Asaf

Altro

Şarkı söylüyormuşum
Sokaklarda,
Görmüşler.

Yere yere bakıyormuşum
Yürürken,
Duymuşlar.

Sonrasını uydurmuşlar

Özdemir Asaf

An

Gülüş bir yanaşımdır bir öbür kişiye;
Birden iki kişiyi döndürür bir kişiye..
Anılarından kale yapıp sığınsa bile,
Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye.

Özdemir Asaf

Anahtar

Konuşmak susmanın kokusudur.
Ya sus git, ya konuş gel, ortalarda kalma.
Yalan korkaklığın tortusudur.
Dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma.

Özdemir Asaf

Anlam

Sen bana
Sen desen de, demesen de olur.
Ama ben sana diyeceğim.
Düşün dur.

Özdemir Asaf

Özet

Seni büyük buldum, anladım,
Seni güzel buldum, korudum,
Seni küçük buldum, uyardım,
Seni yakın buldum, uyudum,
Biri yanlış idi unuttum.

Özdemir Asaf

Ç

Ben uyurken
Duvarıma tırmandın
Güllerimi yoldun

Ve bütün şikayetin
Sen uyurken
Bahçene girenlerden

Özdemir Asaf

Etika Örnekleri

Akıldan, Okuldan Yana – Etika – 116

Öğrenci sözlü sınavda:
Hatırlamadığını bilmediği için bilemiyor.
Öğretmen:
Bilmediğini hatırlamadığı için, hatırladığını soruyor.

Görel – Etika – 186

Rüzgâr yelkensiz de olsa gene rüzgârdır. Ama rüzgârsız yelken bir bezdir.

Görel – Etika – 201

Gerçek ile yapmacıkı ayırt edilmez kılacak kadar birbirine karıştırıp eriten o eşsiz yol: Nezaket

Sevgi ile Sevgiliye Karşı – Etika – 126

Bugüne gelinceye dek hiç sevmedinse kendi üzerinde bir kez yanılmışsın demektir… Eğer bir kez sevdinse iki.

Sözleri

  • Evlilik, iki kişilik yalnızlıktır.
  • Her seven sevilenin boy aynasıdır. Sevmek sevilenin o aynaya bakmasıdır.
  • Bir sevgiyi anlamak, bir yaşam harcamaktır… Harcayacaksın!
  • Bugüne en uzak gün, dün.
  • Onu vurmaya gittim ve kendimle vuruştum.
  • Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz.
  • Sustuğunu bilen olgundur, bildiğini susan değil.
  • Dün sabaha karşı kendimle konuştum.
  • Sevilenin yanlışı görünmez, sevilmeyenin görüntüsü yanlıştır.
  • Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler.
  • Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
  • Yokuşun başında bir düşman vardı.
  • Bir insan treni kaçırırsa başka bir tren gelir onu alır. Bir ulus treni kaçırırsa başka bir ulus gelir onu alır.
  • Gerçek değer; gelmesi boşluk dolduran değil gitmesi boşluk yaratan.
  • Ben gülüşüne öldüm, o gülüşüme güldü. Farklıydık işte…
  • Gelmeyecek bir gideni, olmayacak bir nedeni beklediniz mi hiç?
  • Herkes fazlasıyla sevmiş. Ben eksileriyle de sevdim oysa.
  • “Ben” kattım sana biraz. Öyle sevdim seni… Çünkü sen de bensiz o kadar güzel değilsin hani…
  • İki seçeneğin var; ya kal, ya gitme!

Şarkı Olan Şiirleri

Feridun Düzağaç – Lavinia

Ercüment Vural – Lavinya

Kaan Tangöze – Bekle Dedi Gitti – Çizik

İlginizi çekebilir: Bilim İnsanları Hakkında Bilgilerini Sınayın

Alp Solak

Eski gazeteci, blogger. Sosyal medya, iletişim, pazarlama iletişimi ve dijital pazarlama uzmanı. Wordpress sever, içerik yazar.

İlgili Makaleler

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Bu site spam mesajarı azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Başa dön tuşu