Çağatay DüzgünKöşe Yazıları

Düşünce’ye Seyahat Rehberi

Bu, içeride “evde” fazlaca tıkılı kaldığımız süre boyunca onlarca seyahat rehberi okudum, gezi videoları izledim. Seyahat fikri, bana hep kafamdaki her bir düşünceyi parçacığını şehrin, ülkenin, dünyanın farklı yerlerine bırakma “kafa dağıtma” çabası olarak gelmiştir. 

Bunu düpedüz bir kendinden kaçış yöntemi olarak görmüyorum; bunu insanın kendisini yeniden üretmesi, en eski insan mesleği olan perdahçılığı biraz da kendine tatbik etmesi olarak görüyorum, evet bu yönüyle seyahat bir üretim biçimidir.  

Tanıdığımız sokakları, aşina olduğumuz insanları birer tehlike haline getiren bu belayla “normalleşme” adında bir uzlaşmaya iktisadi gerekçelerle mecbur kaldık, bir çoğumuz için, kendiciğiyle uzun zamandan sonra başbaşa kalan bir çoğumuz için, bu normalleşmenin suyun kendisine akacak yeni bir yatağı hep bulabilmesi gibi olacağını düşünüyorum. 

Yavaş yavaş  doğrulup eklemleri kıtırdatıp yollara düşüceğiz, uzak ya da yakın yerlere, tanıdık ya da yeni tanışılacak insanlara doğru. Yıkılan, dış dünya algımız, güvenimiz üç saniye kuralı teyemmümüz yerine yeni kayıtlar yeni bakışlar oluşturacağız.    

Eskiden böyle büyük salgınlar olduğunda imparatorluklar yıkılırdı, Bizans böyle gitti, Moğollar böyle gitti hatta veba salgınlarında papazların duaları hiçbir işe yaramayınca kilisenin gücü sorgulanmaya başlandı ve rönesans/reform hareketi doğabildi.

Günümüz impratorlukları öyle kolay gitmez, kaydi imparatorluklar çünkü, hesabınızdaki bir milyar dolar gibi hiç kimsenin bir arada görmediği ama var olduğuna emin olduğumuz para gibi “kaydi”. 

Yazının konusu impatorlukların, vassalların selametiyle ilgili değil;  düşünceye, iç’e attığımız bu acemi titrek adımların seyahatiyle ilgili olacak çok uzun zaman boyunca bu dünyadan hiç Derrida, İbni Rüşd, Aquinolu Thomas, lyotard, Şirazlı Sadi ve sair düşünce kenti geçmemiş gibi davrandık. Sandıklarından, düşündüğümüzden fazlası olduğumuzu hatırlamak adına, düşünceye seyahat rehberi hazırlamaktır niyetim, gezindiğim bu düşünce şehirlerini, kutuplarını ancak bir vlogger yetkinliğiyle aktarmaya çalışacağım. 

Gezi anlatıları ister görsel olsun ister yazılı, matbu olsunlar aktarılırken düşüncenin sürekli olarak evine, (kafamızdaki o güvenli eve) dönme isteği ağır bastığından olsa gerek  nitelemelerle süslemelerle, küçük küçük kişisel deneyim parçacıklarıyla ve topluluk önünde konuşan hemen herkesin düşebileceği tuzaklarla  aşkınlaşıyor; Lugano gölünün romantik dinginliği anlatılırken dinginlik, Provence bölgesinin düşük fermantasyonlu şarapları anlatılırken o tatlık…  Sonunda akılda anlatılan şey değil de aktarımdaki abartılı nitelendirmeler kalıyor, elimden geldiğince kendimi dışarıda bırakarak “kutu açılışı videosu” nesnelliğinde kalmaya çalışacağım,

Bu yolculuğa benimle birlikte çıkmanız çok nazik bir davranış olurdu.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Bu site spam mesajarı azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Başa dön tuşu